22 Mart 2020 Pazar

Covid-19'un Ekonomik Üzerine Etkileri ile Etkin Mücadele Nasıl yapılır?


Ekonomik Beklentiler  Tüm Dünyada Çöktü.
Bu Yüzyılın En Büyük Krizine Doğru İlerliyoruz. 

Bu çalışma virüsün ekonomik etkileri ile mücadele kılavuzu olması dileği ile yazılmıştır.

Dünya borsalarında değer kaybı ortalama %30 düzeyine o da şimdilik.
ABD merkez bankası ekonomisti Michelle Meyer, yayınladığı notta ABD ekonomisinin resesyona girdiğini resmen ilan etti. ABD ekonomisindeki daralmanın yılın 2. çeyreğinde -%14 olması da beklentiler arasında. Diğer yandan Almanya'nın 2020 yılında %6 daralması bekleniyor.Diğer ekonomilerde de benzer bir durum var.

2020 yılında dünya ekonomisinde sert bir daralma yaşanacağı beklentisi gerçeğini hatırlattım.

Türkiye ekonomisi için de durum farklı değil.

Covid-19 krizine ekonomik krizin tam da dibinde yakalandık. 

Tüm dünyada olduğu gibi bizde de vatandaşlar giderek evlerine kapanıyor ve karantinadaki insanlar ekonomik faaliyetlerini temel tüketim maddeleri ölçüsünde gerçekleştirme eğilimini taşımaktalar.

Ekonomide TALEP düzeyindeki aşırı daralma ve virüsün yayılmasını önlemek için alınan kararlar doğrultusunda, hizmet sektörleri ağırlıklı yaklaşık 170-200 bin işletme faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldığını tahmin ediyorum.

Gelecek için olumlu beklentilerin çökmesinin nedeni bu.

Bu talep daralması her ekonomide farklı yaşanırken, aslında ARZ daralması (üretimin durması) talep daralmasından daha önce gerçekleşti.

Şimdi bütün bu özel durum alışılmış PARA politikası tedbirleri ile aşılamayacağını kabul etmemizi gerektiriyor. Aslında 2008-2009 krizinden beri açıklanmış bir büyüme veya kalkınma modelimizde yok.

Diğer taraftan hangi ülke olursa olsun döviz kurunun değişim mekanizması, enflasyon yani fiyatların artması mekanizması ve faizlerin değişimi veya bunların birbirlerine ekonomiye olan etkileri de geçmişte kaldı. (yeni bir denge kavramı ile karşı karşıya kaldığımız kesin)

Yeni ekonomi şartları sebebiyle enflasyon olması, faizlerin artması, döviz kurunun değişimi yani paranın değerini etkileyen değişkenler de değiştiği için ekonomiyi yönetenlerin de eski hedefleri, eski kaygıları, eski hesapları ve eski mekanizmaları bir kenara bırakarak aşağıda belirttiğin 5 önceliğe göre ekonomiyi krizde yönetmeyi öğrenmeleri gerekiyor. (çok bilmiş bilmiş yazdım kusura bakmayın, ekonomi yönetimi anlayışının geliştirilip yenilenmesi zamanı gelmiş)

Bu aşağıda yazılanları yapmayı başaramazsak bu krizin ekonomik etkilerini de yaratacağı sonuçlarını da yönetemeyiz aklımızda bulunsun.
Türkiye için ekonomide yapılacaklar ve öncelikler:

Durum tespiti: TÜİK verilerine 5
 milyon resmi işsiz + 800 bin iş aramaktan vazgeçmiş işsiz + 5 milyon kayıt dışı çalışan (%33 oranında kayıt dışı istihdam var) ve tabi ki bu krizde ilk işini kaybedecek grup ve 5,5 Milyon Suriyeli geçici sığınmacı.

Toplam kısa bir süre içinde açlık çekmemek için  başlayacak bir yardım sistemine 15 milyon kişi ve bunların bağlı olduğu ailelerinin ihtiyacı var. Bu kitleye ev de otur diyoruz ayrıca iş potansiyelleri kalmadığı gibi iş arama imkanlarını da ortadan kaldırıyoruz ve ne yapalım bu virüsün sağlık tedbirleri diyoruz.

Acil-Acil-Acil konu burası, yarın bu insanlar karnını nasıl doyuracak + bu insanlar kiralarını nasıl ödeyecek + bu insanlar temel masrafları olan su, elektrik ve doğalgaz paralarını nasıl ödeyecek?

Toplumun bu kesimi ÖZELLİKLE yaşamak ve aç kalmamak için çalışmak zorunda olan kesimini oluşturuyor.

Dikkat ettiyseniz tüm ülkeler ilk ve öncelikli bu kesimlere doğrudan parasal destek sağlıyor.

Ağırlıklı Y kuşağını oluşturan bu kesim "günlük yaşar", "tasarruf eğilimi diğer kuşaklara göre düşük", "tüketim alışkanlıkları daha yüksek" daha bireysel öncelikler ön planda olan bu kesim en büyük sıkıntıyı yaşayacak olan gruptur.
Ekonomi Yönetiminin Öncelik Planı veya Aksiyon Planı Nasıl Olmalı?
1-BU İLK YAŞAM ŞARTI-GELECEK İÇİN UMUT ŞARTI (yukarıda yazdığım kesim) bu şartları düzeltmeden diğer önlemlerin anlamı olmaz bu sebeple için önce yaşam şartı sağlanmalı yani karnımız doymalı. Bakın bu kesimin aileleri de kalabalık ve bu ailelerde bebekler, çocuklar, gençler de var ve toplumun geleceği bu nesiller üzerinden gelişecek.

Açıklanan Ekonomik İstikrar Kalkanı Paketindeki Durum : 
  • Bu konuda emekliler ikramiye öne almak  
  • Muhtaç bireylere 2000 TL ödeme yapmak çok ama çok kısıtlı durum. 
Açıkça belirtelim yukarıda ifade ettiğimiz kesime hiçbir yardım yok, muhtaç bireyler diye geçen grup Bakanın açıklamasına göre hali hazırda 2 milyar TL nakdi yardımın gideceği bu grup "bakanlığın düzenli yardım fonundan yararlanan 2 milyon haneye 1000'er lira yardım yapılması durumu. Bu vatandaşlar zaten belli ve bir yere başvurmasına gerek yok bu ayın sonunda 1000 TL'lerini alacaklar. 

Bu para yukarıda saydığım işsizlere ve ve işsiz kalacaklara dağıtılması gerekirken önceden maaşa bağlanmış kişilere dağıtılacak, bu kişilerde muhakkak yardım almalı fakat bu durum "Devletin parası ile gariban ama yandaşlara yardım programı". Bakın bu yaklaşım toplumun ihtiyacını karşılamıyor, başta ekonomi yönetiminin bunu görmesi ve tüm siyasi partilerin bu hususu düzeltmek üzere hemen ekonomi yönetimini uyarmaları gerekir.
  • Suriyelilerin bile harcama kartları var aylık onunla temel gıda maddesi alıyorlar yıllardır, bu ülke insanının Suriyeli kadar önemi yok mu?
  • Diğer siyasi partiler ve ekonomistler bu kesim için bir proje öneriyorlarsa dikkatli olmaları gerekir açlıktan bahsediyoruz.

    Bu insanlara ya nakit para vereceksiniz ya da nakit para yerine geçen harcama kartı verilmesi lazım benim ilk teklifim budur. Bu kişilere BONO verelim teklifi de sakın yapmayın. Bu vatandaşların BONO'yu alıp karnını doyuracak hali veya gidip bir de bonuyu bozdurmayla uğracak hali ve psikolojisi yok.

2-İKİNCİ SIRADA EKONOMİNİN VE İŞ YERLERİNİN KORUNMASI ŞARTI VAR. 

Aşamalı karantina sürecinde ikinci öncelik  kapanan iş yerleri olmalı.

A-Bu iş yerlerinin zorunlu olan mecburi masraflar ve istihdam ödemeleri var ve gelirler
 yani akar kazançları yok yani durdu. 

B-Aynı kategorinin bir diğer kurum ise da işleri azalıp ciroları düşenlerin sorunları ve bunların da %90 KOBİ yani aslında esnaf. 

Yukarıdaki A ve B diye ayrıştırdığımız bu grup aslında Türkiye’deki istihdamın da %90 sağlıyor.

Demek ki neymiş? Tüm KOBİ lere istisnasız Nakit desteği ile başlamak lazım, daha sonra istihdam azalmasın diye çalışanların maliyetlerinin Devlet tarafından kademeli olarak karşılanması da gerekecek.

Açıklanan Ekonomik İstikrar Kalkanı Paketindeki Durum ise:

KOBİ'lere ve işletmelere KGF kredi desteğinden bahsediliyor. Bakın bu KGF kredisi işinin çılkı çıktı. Ne verilen kredi geri ödenir, ne verilen kredi bir işe yarar, ihtiyacı olmayan alır gidip onunla lüks tüketim yapar veya tatile çıkar. İşte bunların önüne geçmek için KGF gibi kredi yerine işletmelere doğrudan hedefi belli nakit desteği çıkılması gerekir. Bunun için harcama yeri ispatına dayalı yine harcama kartı benzeri bir nakit yöntemi ile problem pektabi çözülebilir. Ayrıca bu yöntem hızla geliştirilebilir. Kısacası bu alanda da şuanda hiçbir çözüm sunulmamış vaziyette.

YUKARIDAKİ İKİ MADDENİN gerçekleşmesi için GEREKİYORSA PARA BASIN yani TCMB Hazineyi doğrudan fonlamasını teklif ediyorum.

ENFLASYONDAN KORKMAYIN, NORMAL EKONOMİ YOK ARTIK KRİZ EKONOMİSİNDE ESKİ KISITLAR YOK, GIDA VE YAŞAM İLE İLGİLİ MALLARDA KRİZ SONUNA KADAR FİYAT KONTROLÜ VE ÜRETİCİYE ÇİFTÇİYE DESTEK SİSTEMİ KURUNUZ.

3-Üçüncü sırada önemli olan konu ise kredi borçları ve diğer borçların ödenmesi sorunu gelmekte, çünkü piyasanın bir şekilde işlemesi lazım.

Şimdi tüm bankalarda kredi ertelemesi ve tüm bankalara sermaye desteği aynı anda planlanması lazım. TCMB ve BDDK onu bunu ayarlamaktan vazgeçip doğrudan SERMAYE YETERLİLLİĞİ KISITLARINI kaldırmak gerekir.

Tekrar söyleyeyim ENFLASYONDAN KORKMAYIN vatandaşı ve firmaları yaşatın onlarda birkaç yıl içinde DEVLETİ YAŞATSIN ve ekonomiyi tekrar ayağa kaldırsın.

Böyle olağanüstü durumlarda kredilerin veya tüm borçların (vergi ve SGK dahil) ana paralarının kademeli olarak silinmesi ve kalan borçların uzun vadeye cezasız ve faizsiz yayılması da düşünülür ve emin olun eğer bu yapılırsa ticaret hayatında kaldıraç etkisi yaratır ve ekonomi krizden hızla çıkar.

4-Sırada ise daha detaylı Makro ekonomi tedbirleri ve gelecek ile ilgili alınacak önlemler gelir.

Bu sırada dış ekonomik durum, dışarıdan döviz kazandıracak ihracat ve turizm gündeme alınmalı.(Bu konu başka bir yazıda incelenebilir)

Lütfen bu krizi ticari fırsata DÖNÜŞTÜRME HESAPSIZLIĞINA DÜŞMEYİN. Hiçbir kamu görevlisi tutup da ticari fırsatlardan bahsetmesin.

5-Tarım ve Sanayi de üretim ile teknolojik değişim ile büyüme ve kalkınma tercihlerinin artık değiştirilmesi önem sırasını izlerler ve burası da son aşamadır. 

Dördüncü ve beşinci aşamalar için daha sonra yazacağım ama şu kadarını söylemek isterim, bu devir artık kapandı, şimdi ÜRETİM ve TEKNOLOJİK değişim zamanı, çünkü bilinmez ama yeni bir Dünya finans sistemine Covid-19 bahanesiyle gidiliyor.

Bunun için;
  • Alınacak ekonomik önlemler arasında İNŞAAT SEKTÖRÜ ve EV satma projesi desteği olmasın ekonomik tercihleri doğrudan tarım ve sanayi üretimine yöneltmeyi hayal edilmesi lazım.
  • Öncelik TARIM üretimi ve doğrudan ÇİFTÇİYE destek, hatta yukarıdaki 2 nolu maddeye ÇİFTÇİLERİ ve TARIM İŞLETMELERİNİ eklemek gerekir.
  • Acilen KÖİ projelerinin müşteri garantileri ile ilgili ödemeler iptal edilmeli ve gerekiyorsa projeler doğrudan devletin üzerine alınmalı veya ödeme şartları TL olarak yeniden hesaplanarak güncellenmeli. (yapılmaz demeyin yapılır)
BONO Çıkaralım hem Devlet Borçlansın Hem Yardıma Vesile Olsun Çözüm Yaklaşımı üzerine

Piyasada ekonomistler arasında bu konunun tartışıldığını ve zaman zaman dile getirildiğini görüyorum.

Konu ile ilgili yazacaklarım sadece beni bağlar bilmenizi isterim.

BONO nedir? Devletin bonosu demek ilk çıkarken iskontolu yani indirimli satılan, 1 yıl sonra (mesela) vadesi geldiğinde 100 TL (veya döviz) nominal değerden geri alınan kısa vadeli borçlanma aracı demek.

Bir örnek verelim Hazine 100 TL nominal (vadesindeki değer) olan bir menkul kıymeti bugün vatandaşa 80 TL'ye satacak. Vatandaş bunu alarak devlete 80 TL borç verecek kısaca Devlet borçlanacak ve 1 yıl sonra Devlet bu menkul kıymete 100 TL verecek ve geri alacak.

Böylece vatandaş 1 yılda %22 kazanmış olacak ve eğer vatandaş sıkışırsa bunu TL'ye istediği gün ikinci piyasada TL'ye çevirebilecek.

Diğer taraftan bakın dikkatinizi çekeyim "parası olanda bu bonoyu alıp evde saklasın yatırım yapsın demek yani hem de devlet borçlanmasını kolaylaştıracak demek ama aynı zamanda  bu bonoyu yardım olarak ailelere verelim ve harcamalarında kullansın" demek güzel bir yaklaşım ve proje değil.

Yukarıda yazdım 1 nolu öncelikler ile 4 nolu önceliği birbirine karıştırmazsınız.

Büyük bir çoğunluk olarak vatandaş açlık ile mücadele ederken, öbür taraf tasarruf edecek veya para kazanmak peşinde koşacak falan, YOK öyle sosyal devlet, YOK böyle adalet, YOK böyle bir vicdan ve YOK böyle bir ahlak. (bu durum ekonomi yönetimi tarafından teklif edilmedi sadece piyasada ekonomistler arasında konuşuluyor ama bu konuda daha fazla yazmayacağım canı isteyen okur ve anlar)

Sonuç:

İstikrar kalkanı paketinde yukarıdaki 4. Madde ise hiç yok (5. Madde de yok) haber vermek istedim yani büyük eksiklik ve düzensizlik var.

Yaşlılara kolonya ve maske projesi ile THY uçuş KDV sinin %1'e indirilmesi veya inşaat destek kısmına hiç değinmeyeceğim.

Önce karnın doyacak, sonra iş bulacaksın veya işini kaybetmeyeceksin sonra kredi borcu ödenecek veya yeni kredi verilecek alınacak. Öncelik sıralaması budur, yoksa ekonomi canlanmaz. Bireyler ve kurumlar aşırı borçluysa, ek kredi alamazlar, tüketemezler ve bu yolla da ekonomi de büyümez.

Lütfen yeni ekonomik dengeyi yani arz ve talep dengesini gözeten çözümler üretiniz.

"Karnı tok olan açın halinden krizin ortasında bile anlamıyor kısacası"

Zor günlerde hepimize sağlık, sabır ve akıl sağlığı dilerim. 

Erman Dinçel
22/Mart/2020, Karantina Zamanı Ekonomi Yazıları-1


Teklif : 1 ve 2. maddeyi ele almak istenirse,  ilk ay elden ödeme, ikinci ay  kartlar ile ödeme sadece belli marketlerde değil tüm marketlerde geçerli olan kart olmalı. Ayrıca tüm KOBİ ve esnaflara da KOBİ kart dağıtarak hem parasal hem doğrudan harcama desteği verilmesini teklif ediyorum.

Birey ve esnafı ayakta tutar ve dahi yaşatırsak krizden çıkış da hızlı olur hatırlatayım istedim.




25 Şubat 2020 Salı

Ayarlanmış Enflasyonun Görünmeyen Riski

Herkese merhaba,

Dolar/TL kurunun tahmini üzerine bir yazı.

Görüşlerime katılmayabilirsiniz ama bu konu üzerine dikkat çekmek ve önceden hazırlıklı olmak gerektiğini düşünüyorum.

1-Kur seviyesi tahmini kim yapıyorum derse
yalan söylemektedir.
2-Kurun değişeceği zamanı biliyorum diyen falcılık yapıyordur, kesinlikle inanmayınız.

Bu durumda gerçekçi ve stratejik davranmak gerekir,  bu sebeple izlememiz gereken değişkenleri önceden belirlememiz lazım ve bu değişkenlerin dikkat bir-iki tanesi yeni ve sanırım ilk defa dikkat alanımıza giriyor.

A-Kur da dalgalanma yani volatilite artıyor mu? Artıyorsa kurun değişim olasılığı artıyor diye yorumlanır. Cevap, EVET dalgalanma artıyor.

B-Bir para birimi olarak dolar ve TL faiz farkı kuru yukarı yönlü baskı yaratıyor mu?( forward kur fiyatı) cevap; uzun süredir EVET ve hatta TL nin hangi faizini kullanacağımız kargaşası var.

C-TCMB nin veya onun adına hareket eden kamu bankalarının döviz satarak kuru düşük tutma müdahale imkanı hala var mı? C1- Limitleri nereye kadar? C2-TCMB arka kapı politikasının sonu geldi mi? Cevap, Sanırım hala imkan var ama limitli olduğunu düşünüyorum. Diğer taraftan “arka kapı politikasının da, dalgalı mı? Sabit mi? Olduğu net olmayan kur politikasının da devamının ve geleceğinin olmadığı açık”

D-TCMB döviz rezervi ne kadar ve/veya TCMB ek SWAP kapasitesi ile yaratılacak kaynak var mı?( son 1 aydır 10 milyar dolar azaldığı görülüyor aman bu rakamın önemi var mı?)

E- İlkdefa bir konuya dikkatinizi çekeceğim açıklanan ayarlanmış enflasyon(AEF) ile yaşanan enflasyon (YEF) aradındaki fark nedir?

YEF-AEF = ?

YEF hesabı için hane halkı geçim endeksi içindeki malların enflasyonu kullanılabilir. 🤓

Bu durum;

faiz-enflasyon farkını = yani reel getiri

Reel getiriyi gerçekçi olmadığı için kur üzerinde baskı yaratıyor mu?

Tüm bu yeni tanımlara müsadenizle
“Ayarlanmış Enflasyonun Görünmeyen  Riski “ AEGR adını verdim.

Şimdi bunu tartışacak ekonomist aranmaktadır?

F-Kurun yukarı yönlü her hareketinin sonrasında, 454 milyar dolar dış borcu çevirmek veya bulmak zorunda olunan bir ekonomi de
a-hem borcun TL karşılığı artıyor hem de
b-her kur artışı sonrası yeni borç için  IMF kapısına gidilmek zorunda kalındığını hatırlıyorsunuz değil mi? (Klasik yapısal reform ayakları burada başlar)
c-Mevduatın %53 ü dolarsa duruyor ve bu durum sanal farkındayız değil mi? Piyasadan döviz almak zorunda kalan bankalar olursa kasada döviz limitli farkındayız değil mi?

G-Mart-Nisan sonuna kadar vadesi gelen kısa vadeli borç miktarı ne kadar? Yabancı yatırımcının çıkış yaptığı bir ortamda borç çevirmenin maliyeti konusunda ekonomiyi yönetiminin bir fikri var mı?

H-Bütçe olanaklarının kısıtlı olduğu ve emekli maaşlarının %5 düşürülmesi hesabının yapıldığı ortamda sizce 2020 bütçe açığı hedefi 148 milyar TL tutacak mı?

Güzel öyleyse acı biçimde RİSK YÖNETİMİ yapmayı öğrenmenin zamanı geldi, başka türlü öğrenmek mümkün olmadı üzgünüm.

Yukarıda yazıldığı gibi kuru tahmin etmek imkansız, sadece direnç seviyeleri 6,30, 7’20 nin üzerine çalarsa teknik olarak 9’40-10,20 olacak. Birden değişim olasılığı ise volatilite artışı ile yükseldi,

Bu seviyeler bir kur tahmini değil en başta bunun anlamsızlığını belirtmiştim.

Eğer bu seviyeler söz konusu olursa bankaların yaptığı gibi stres testi olduğunu düşünelim ve potansiyel zararı hesaplamak için önceden ifade edilmiştir.

I- Tüm bunlara ek olarak Halkbank davası bugün yeniden başladı, banka ceza alacak gibi duruyor böyle bir haber ile kur sıçrayabilir mi? Suriye’deki askeri operasyonun bütçeye yükü ne olacak?

K-Hiç sormuyorum, KÖİ ödemeleri ne olacak? Hiç sormuyorum Varlık Fonu üzerinden borçlanma fantezileri ne olacak? Hiç sormuyorum tasarruf denilince neden herkesin aklına emekliler geliyor. Hiç sormuyorum ekonominin her yönü ile mantarlarlaştı ve çürüdü tüm olası finansal kaynaklar tıkanma ve tükenme noktasına yaklaşıyor.

Tüm bunları biz bildiğimize göre dış güçler bunun farkında değil mi?

Ekonomi yönetimi açısından yapılması gerekenler listesi ile ilgili tekliflerimi yukarıda samimi biçimde sıraladım.

Muhalefet partileri için ise ne yapılacak çok açık, sorunu paylaştığımız biçimine göre çözmek ama önce sakin olup, vatandaşın çaresizliğine çözüm sunacak şekilde, kontrolü kaybetmeden çözüm önerilerini sunmak ve mevcut ekonomi yönetimi  yapmasa dahi bu problemi çözecek güç, irade ve tecrübe Türkiye’de ve varolduğunu net biçimde tekrar tekrar vatandaşa ifade etmek olmalı.

Bu göz göre göre gelen, istenmeyen ve yönetilemeyen artan finansal risk başımıza hoş olmayan biçimde ağrıtacak, riski düşürme yolu İle kaçınma, hasarı azaltma imkanı ise her geçen gün giderek azalıyor, Hatta bazı sektörlerde imkan da kalmadı öyleyse, akıllıca davranmak ayakta olma kalma zamanı.

Şikayet etme,  dış ve iç güçlere topu atma ve söylenme veya suçlu arama zamanı hiç değil ve  RİSKleri yani kur, faiz, enflasyon, likidite ve borçlanma riskinin olumsuz değişimini GÖĞÜSLEMEYE siyaset dünyası hazır olmalı, bürokrasiden ise hiç umudum yok.

Bu sefer dış müdahale yok, iç müdahale de yok, kur yukarıda saydığım değişkenlerden dolayı değişme potansiyeli veya hızla yükselme olasılığı taşıyor, SORUMLULUK ise sadece ama sadece ekonomi yönetimi üzerinde.

Bilgilerinize, görüş ve eleştirilerinize sunarım.

Erman Dinçel

25/Şubat/2020

8 Ekim 2019 Salı

Bugün Konu Ekonomi ve Askeri Müdahale Üzerine

Bügün konu ekonomide kara delik ve ekonominin karanlık ve görünmeyen yüzü üzerine,

Bugün konu günler öncesinden borsada 8 Ekime 2019 ‘a TL/USD Call ve Put opsiyonu pozisyonu alanların üzerine,

Bugün 8 Ekim 2019 Salı, Trump dün akşam bir olumsuz bir twit atarak Türkiye ekonomisini çökertmekle tehdit etti ve 3 saat sonra basın açıklamasıyla dost olduğumuzu söyledi.

1 haftadır belli olan sınırlarımız dışına yapılacak bir askeri müdahale veya savaş anlamına gelen büyük çaplı kara ve hava operasyonu ülke ekonomisi için aşırı harcama anlamına geleceğini belirterek konuya başlayalım.

TCBM yedek akçesinin kullanılması durumunda dahi yıllık 140-150 Milyar TL Bütçe açığı (80 Milyar TL bütçe açığı planlanmıştı) verilen bir ortamda büyük çaplı bir askeri müdahaleden başta ekonomik sebeplerle uzak durması bence akıllıca olacaktır.

Üstelik bankalarda yapılandırma kanunun uygulanmasını bekleyen 400 milyar TL sorunlu kredi mevcuttur.

Ülke ekonomisi aşırı pahalı borçlanma ile çevrilirken (dolar %7 ve üzeri) yapılacak yüksek askeri harcamalar ile ekonomi tam anlamı ile çökme, ödemeleri yapamama riski taşıyacaktır.

Şimdiye kadar üstünkörü olarak yapılan enflasyon ile mücadele, faiz indirimi baskısı ve döviz kurunun artmaması durumu birden bozulabilir ve ekonomi olmayan dengelerini iyice kaybeder.

Kurun hızla artması riski özel sektörün büyük sanayi firmalarının açık pozisyonlarından dolayı firmaların %40-50 sinin ödeme güçlüğü içine girmesine neden olur ve nihayet kurumlarımız ucuza el değiştirerek Türk sanayii ve enerji yatırımlarının yabancı sermayenin eline geçmesi riski oluşur..

Savaş hiçbir ekonomi için iyi sonuç vermez, savaş ekonomisi ile kriz ertelenemez tam tersi derinleşir ve insan kayıplarının dışında, aileler, özellikle kadınlar ve çocuklar üzerinde yıkıma ve toplumda psikolojik travmaya neden olur.

Ayrıca ekonomik kayıplar kontrol edilemez hale gelir, askeri harcamalar bir süre sonra ülkeye dış borç olarak yansır. Sonuç savaş bölgesinde sefalete ve nihayet bölge halkının göçüne neden olur.

Dış bağımlılığı yüksek bir ülkede, hiç kimse beni yüksek idealler ve ülkenin kendi açık iradesi ile bir askeri müdahalede yaptığına, yapacağına inandıramayacak.

Tarih tekerrürden ibarettir, bu tip müdahaleler sadece siyasetçilerin yerlerini korumaktan başka sonuç vermez ama bu durum dahi geçicidir. Kimsenin savaş taşeronu olunmasını da istemem, ABD askerlerinin hayatları kıymetli ise Türk Askerinin hayatı çok çok daha kıymetli.Türkiye bölgenin
İstikrarını saplayan tek ülke konumunda bunu aklımızdan çıkarmayalım.

Ekonomik krizden çıkışın yolu üretimi yeniden yapılandırarak artırmanın yanı sıra devletin açıkça israfa son vermesi ve nihayet yine devletin tasarrufa başlamadından geçmektedir.

Yıl biterken 150 milyar TL bütçe açığı vereceğiz ve her ay 20-25 milyar TL para lazım, bu düzenin sürmesi için, 2020 bütçe açığı 200 milyar TL seviyesinde olacak.
Bu durumda dahi KÖİ borçlarının bütçeye yükünü bilmiyoruz, ekonomi yönetiminin beceriksizliği “ekonominin karanlık yüzünü” oluşturuyor ve aşırı harcama eğilimi,  bilinmeyen KÖİ ödemeleri ekonomiyi ölçülebilir olmaktan çıkarmış durumda tüm bunları “ekonomik kara delik” olarak adlandırmak isterim.

Askeri müdahale yapacak ülke yüksek masrafları finanse etmek zorunda olduğunu ve bu ortamda sonucun hiperenflasyona (yıllık enflasyonun %150-200 ü geçmesi) giden bir yol olacağını bilmelidir, döviz kurunun da aynı şekilde kontrolsüz biçimde yükseleceğini unutmaması gerekir.

ABD ile Türkiye İlişkileri 300 yıllıktır. Bu stratejik müttefiklik ilişkisinde son yıllarda yaşanan aşırı gerginlik ve karşılıklı sloganlaşma veya sosyal medyadan mesaj atmalar bir müzakere türü veya iletişim biçimi olmayıp, ülkeler arası diplomasi de değildir. Bu tip mesajlar sadece iç siyasete odaklı sığ politikacıların kontrol edilemez tehlikeli egolarının ve küstah davranışlarının ürünüdür.

Bu mesajı maalesef aldığımızı, üzüldüğümüzü ama ABD başkanının tedaviye muhtaç bir zavallı olduğunu, ABD vatandaşları, ABD deki Türk vatandaşları, Türkiye kökenli kurumlar, akademisyenler ve Türkiye kökenli STK lar  ile acilen bağlandıysa geçilmeli bilgi verilmeli ve ABD yönetimi ile de durum net biçimde durum paylaşılmalı ve kendisini muhatap almadığımızın bildirilmesi gerekmektedir. ABD deki Türkiye Lobisi bu diplomatik skandalı çözecek güçte olduğuna inanıyorum.

Suriye ve Esat ile hızla anlaşarak ülkedeki Suriyelilerin, Suriye’nin kuzeyine geri dönmeleri ve eğer başta ISID ve terörist unsurlar ile askeri mücadele edilecekse önce içerdeki odaklarının temizlenmesi gerektiğini hatırlatırım.

Günler günler öncesinden İstanbul borsasında 8 Ekim 2019 tarihine milyonlarca dolarlık TL ye karşı alım (Call) hakkı ve satım (Put) hakkı opsiyonu pozisyonu açanlar kimse açıklansın, bu tosuncukların  içine müneccim kuşu mu kaçmış bilmek istiyorum.

Onurlu bir yaşama EVET, ülkenin maddi ve manevi, askeri, ekonomik çıkarlarını korumaya EVET, müzakere ve diplomasiye EVET, ülkemin, çocuklarımızın ve gençlerin geleceğini korumaya EVET ama savaşa HAYIR demekteyim.

Erman Dinçel
8 Ekim 2019 / İstanbul

9 Eylül 2019 Pazartesi

Ekonomi, gelecekteki gelişmeleri karşılamak için bugünden yaptığımız hazırlıklardır


"Dünyadaki üzüntünün yarısına sebep, 

insanların bir kararın dayanacağı bilgilere sahip olmadan karar vermeye teşebbüs etmeleridir.
Dale Carnegie"

Umarım kısa bir yazı olur. 

Yazının konusu; faiz, enflasyon, iflas, kurtarma üzerine hem de sıkıcı ama akılsızca değil, benim penceremden bakınca bu görünüyor, siz de görün istedim.

Türkiye'nin yani devletin bir bütçesi var, kısaca gelir ve giderleri var, bu gelir ve giderlerinin arasındaki farka "bütçe açığı" deniyor.

Bölüm 1 (Zaman Makinası)

Bütçe açığı;
2015'de 22,6 Milyar TL
2016'da 29,3 Milyar TL
2017'de 47,4 Milyar TL
2018'de 72,6 Milyar TL
2019'da 79 Milyar TL (ilk 6 ayda)

En basitinden devletler bu bütçe açığını borçlanarak kapatıyor diyelim.

Fakat bu 2019'da ilk 8 ayında sürpriz biçimde TCMB'nin 2018 kar payı 38 Milyar TL ve TCMB Yedek akçesi 41 Milyar TL hazineye aktarıldı ve devlet ayrıca 105 Milyar TL'de borçlandı ama tüm bunlara rağmen nakit açığı 68 Milyar TL oldu. 

(son iki ayda 79 milyar TL Bütçe açığı bu şekilde 68 Milyar TL ye düştü, bu bir başarı değil) 

Yukarıdaki hesabı her aklı başında insan rahatlıkla yapabilir

Bölüm 2 (Meslek Sırrı) 

Dünya'da doğal gaz fiyatları Dolar olarak son 10 ayda yaklaşık 5 dolardan 2,50 dolara düşmüş, düşüş oranı %50 hem de dolar bazında.

Lütfen yandaki grafiği inceleyiniz.

10 ay önce dolar 5,58 TL idi şimdi de 5,75 yani çok bir değişiklik yok.

Bu analizden çıkacak sonuç ise doğal gaza zam yapılmaması gerekiyordu olacak.

Fakat sadece 2019 Ağustosta %15 zam yapıldı doğalgaza.

Aynı şekilde Elektrik'te sadece bir ayda %30 zam yapıldı ve kısacası enerji fiyatları sürekli ve bilerek ama gereksizce artıyor. Artırılıyor çünkü bu gizli veya örtük bir vergilendirmedir.

Lafı uzatmayayım, geçen hafta BDDK'nın uyarısı ile 3 enerji firmasının batık kredilerine bankaların karşılık ayırması istendi.
(Bu kredilerin toplamı 1,9 Milyar Dolar yani 11 Milyar TL yapıyor)

Sanırım amaç bu batığı Devletin üzerine alıp finanse etmek, enerji firmalarının ödeme güçlüğü içinde oldukları ve bankalara olan kredi borçlarının taksitlerini ödeyemediklerini bilmeyen yok.

Bölüm 3 (Faiz enflasyona aşık ama enflasyonun haberi yok) 

Yukarıdaki iki gerçeğin önümüzdeki dönem için yorumu:

12 Eylül 2019'da para kredisi kurulunda faizlerin yeniden düşürüleceği tahminleri var, diyelim ki faizler düşürüldü, sonraki beklenti enflasyonun da düşmesi yönünde ama o zaman adama sorarlar "enerji fiyatlarına neden zam yapıldı?"

Yapılan açıklamalar ile hepimiz biliyoruz ki bir yandan faizleri düşür baskısı öbür yanda enerji fiyatlarına zam yapılması enflasyonu DÜŞÜRMEZ enflasyon asla bu şekilde düşmez. 

TÜİK'in bozulmuş enflasyon rakamı açıklamaya devam eder ama enflasyon düşmez.

Bu durum ekonomi yönetimine güvensizlik olarak geri döner, artık bunu görün lütfen. 

Dış güçlere gerek yok, ekonomi yönetimde dağınık ve tecrübesiz olmak, doğru ve etkin kararı alamamak, ülke parasında değer kaybına neden oluyor. 
(enflasyonun yükselmesi TL'nin değer kaybıdır unutmayınız)

Bölüm 4 (Ne vereyim abime?)

Bu sözü hatırladınız değil mi? 

Ben de BDDK'ya diyorum ki gel şu mecliste konuşulan 400 Milyar TL banka kredi batığını kalem kalem açıkla. Bunun ne kadarı enerji sektörü batığı? (söylenti 50 milyar dolar diyor).

Ekonomi yönetimi olarak, gizli gizli zam yaparak batığı halka ödettirmeye sakın kalkmayın, bu durum enflasyona neden oluyor unutmayın. 

Kış geldiğinde sonuçları çok daha acı olacak.

Batık kredileri yeniden yapılandırıp kurtarmanın yöntemleri var, meraklanmayın, yeter ki siz talep ediniz, anlatırlar size, yeterki verdiğiniz sözü tutunuz, başka ihsan istemez. 

McKinsey'den rica edin onlar anlatsın olmazsa!

Batık kurtarma işlemleri yapılırken ayırmaca ve kayırmaca olmasın lütfen dikkat zaten zor bir süreç, kurtarılacak firmaların kredileri için Verimlilik ve Sürdürülebilirlik, Risk Yönetimi kriterleri getirin ki aynı durumu aynı batığı bir daha yaşamasın ülke.

Kandırma eğilimi, uydurma istatistik yalanından vazgeçiniz, banka batık kredilerini, ödenmeyen vergi ve SGK borçlarını yeniden yapılandırıp, ceza ve faizlerini silip, anaparasını uzun yıllara yaymanın yöntemlerini tartışmaya başlamanız tavsiye olunur. 

Uzmanlar tartışsın, önerileri dikkate alın, alınan kararlar enflasyona neden olacaksa da bu sonucu hepimiz birlikte önceden bilerek katlanalım. 

Nasıl olsa krizin bedelini tüm toplum birlikte ödüyoruz, bu iş adamlığına ve yönetim bilimine ters biliyorum ama yapacak bir şey yok, göz göre göre bu noktaya gelindi.

Uyanıklık, çakallık, açıkgözlük, avanta kapmak, bedavadan kazanç elde etmek, bal tutanın parmağını yalaması, "malı götürme" konsepti, "dış güçler" paranoyası, yandaş işler, avantadan işler ve havadan işler ile ihaleler ve tip kazançların dönemi değil, batıkları yeniden yapılandırıp (halka ve bankalara nefes aldırıp) ülkenin önünü açmanın zamanı.

Yeniden üretim motivasyonu sadece buna bağlı değil ama ön şart bu şekilde karar almaya başlamak.  

Ekonominin yarası daha büyümeden, çöküş olmadan, ekonomi çarklarını yeniden döndürmek gerekiyor.

Danışmanlara haber veriniz, faizi zorla düşürerek, bir yandan da zam yaparak, enflasyon düşmeyecek. 

Bu durumda suçu zam yapanların üzerine de atamazsınız, doğalgaza ve elektriğe yapılan son zamlar Devletin dolayısıyla, ekonomi danışmanlarının tercihidir.

Sonuç;

Bugün İzmir'in kurtuluşunun 97. yıldönümü ve yeni öğretim yılı bugün başladı, önce tebrik ederim ve sonra tüm öğrenciler için hayırlı olsun. 

Dün Kadın Voleybol Takımımız (Filenin Sultanları) Avrupa ikincisi oldu ve gururlandık içimiz umut doldu, çünkü biliyoruz ki önümüzdeki 10 yılda bu takım, hem Avrupa, hem Olimpiyat ve hem de Dünya klasmanında şampiyonluklar yaşatacak bize, ne mutlu bize.

Ekonomi için de ciddi mücadele, düzenleme ve çalışma zamanı ayrıca önümüzdeki günler ve yıllar hiç kolay geçmeyecek, 
tüm bunları ekonomi yönetiminden bekliyoruz, 
bakalım, yapacak yürek veya cesaret var mı? 

Saygı ve sevgilerimle



Erman Dinçel
Ekonomist ve Eğitimci
9 Eylül 2019, İstanbul










4 Eylül 2019 Çarşamba

Ekonomik İFLAS


Ekonomik İFLAS

Gözümü kapadım, görmedim Arjantin ekonomisini, önce
"BATAK var" diye bir yazı yazdım, sonra "ÇÖKÜŞ var" dedim ve şimdi "İFLASA giden bir ekonomi var" demek durumundayım.

Nereden Başlasam Acaba?

Zor durumu tanımlama;

1-Ticari ve ekonomi ile ilgili tüm faaliyetlerde, etkin maliyet ve kaynak yönetimi yani VERİMLİLİK ile çalışılması gerekirken bu kurala hiç uyulmaması, tüm harcama ve yatırımlarda finansal SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK sağlanması gerekirken sağlanmaması. Tüm yürümeyen işler ve batan projelerde-yatırımlarda yükün Devletin sırtına kalkması yani vergi veren vatandaşa kalması sonuç olarak Bütçeye beklenmeyen gider olarak yüklenmesi ve kimsenin aklına bu Devlet bütçesi bunu yükü kaldırır mı? sorusunun gelmemesi.

Diğer taraftan tüm ekonomik faaliyet v e projelerde AŞIRI BORÇLULLUK, GELİR-GİDER DENGESİZLİĞİ, HESAP YAPMADAN hatta PROJE dahi YAPMADAN yatırım yapma eğilimi. 

Duygusal ve ani kararlar ile BİR EKONOMİK FAALİYETE karar vermek, yatırıma başlamak vb durumlar verimlilik ve sürdürülebilirlik kavramının ortadan kalkmasına neden olur, işte bu zor durumu görememek ve idare dahi edememek.

İflas durumunu birlikte teşhis edelim;

1A-Türkiye ekonomisi (kamu ve özel sektör) aşırı borçlu, kamu garantileri nedeni ile Hazine aşırı taahhüt altında, KÖİ projelerinden dolayı verilen garantilerde-taahhütlerde borç anlamına geldiğinin farkında değiliz.

224 adet  KÖİ projesinin topluma 130 Milyar dolar toplam maliyetinin olduğunu, ancak 55 Milyar dolar yatırım bedeli göründüğünün de farkında değiliz. Bu projeleri yapan firmaların yapan dolar bazında en az 3 katı kazanıyor olduğunu da hatırlayalım. 

Bu sadece projelerin görünen maliyeti bir de görünmeyen maliyetleri var.

Kısacası ülkenin geleceği ipotek altında. (sadece 5-6 firmanın çalıştığı verimsiz ve sürdürülebilir olmayan projeler. 

Hatırlayalım bunlar, Şehir Hastaneleri, Otoyollar, Havaalanları, Köprüler ve Tüp Geçitler

1B-Eylül 2019'da 400 Milyar TL (70 Milyar Dolar) yapılandırmayı bekleyen, aslında batık ama yüzdürülen banka kredilerinin varlığı. (Bankalar yapılandırma da gönülsüz çünkü batağın maliyeti kimin üzerinde kalacak belli değil, ayrıca bankalarda likidite sıkıntısı var)

KGF kredilerini alıp ve bir daha alıp geri ödeyen yok. 

Piyasada Devlet Bankalarından başka kredi kullandıran banka da pek yok. (tüketici kredilerinden, kredi kartlarından bahsetmiyorum, yatırım amaçlı kredilerden bahsediyorum)

Mesela siz büyük bir yatırımcısınız, büyük bir projeniz var ve Devletten Yatırım Teşviki aldığınız veya KOBİ sahibisiniz KGF krediniz çıktı yani onaylandı.

Bankadan parayı alamazsınız, bankadan çıkmış kredinin parasını veya proje finansmanının parasını almanın yolu kesinlikle siyasette tanıdık bulmaktan geçiyor.

Yatırımların azalmasını TÜİK 4 Eylül 2019'da açıkladı, 

2018 3.Çeyrek -% 4,4
2018 4.    "       -%11,6
2019 1.    "       -%12,4
2019 2.    "       -%22,8

Ne içerden sermayedar ne de dışardan yatırımcı veya sermayedar artık yatırım için Türkiyeye gelmiyor, yatırım harcamalarının bu düşüşü, üretimin yakın gelecekte artmayacağını ve dolayısıyla ekonominin büyümeyeceğinin hatta küçülmeye devam edeceğinin işareti.

1C-Bütçe açığı yıllık hedefine 7. ayda ulaştı, diğer taraftan vergi tahsilatında meydana gelen azalma eğilimi firma sahiplerinin vergi ödemekte zorlandıklarını ve hatta vergi ödeyemediklerini gösteriyor. 

Devletin KDV iade etmediği de bir başka gerçek. (nakit döngüsü zorlanıyor)

1D-Merkez Bankasının kasası “DİBİ SIYRILMIŞ TENCERE” gibi yani, ihtiyat akçesi, swaplı döviz rezervi operasyonlarından sonra TCMB’nin işinin kolay olmayacağını söylemek lazım. 
(Ülkenin ve Merkez Bankasının yurtdışında kreditibilitesi düştü)

Diğer taraftan siyasetin Merkez Bankası üzerindeki baskısı, başkan değişimi, zorunlu karşılık uygulamasının kredi kullandırımına entegre edilmesi vb uygulamalar alışılmışın yani profesyonel merkez bankacılığının çok dışında siyasileşmiş bir ortamı işaret ediyor.

1E-Her ay nakit ihtiyacını karşılamak için Merkez Bankası yedeklerine başvurmak benzeri, anlık ve hızlı kararlar ile Devlet Hazine Yönetimini  KAFASI KOPARILMIŞ TAVUK TELAŞI” ile sağa-sola nakit yetiştirme çabası içinde koşturduğu görülüyor.

1F- TÜİK açıkladığı istatistiklerde bile daralan ekonomi, azalan üretim, azalan tarım üretimi, ithalata bağımlılık, işsizliğin aşırı artması, sadece patatesin soğanın fiyatını düşmesi neticesinde düşük çıkan enflasyonun hesabının yapılabiliyor olması, insanı gerçekten üzüyor, akıllı ve hesapçı olmak lazım.

İşsizlik sigortası fonundaki paranın istihdam projesi için odalara ve borsalara kullandırılması ama gerçekte evde işsiz oturanların 3 ay çalışılıyor gösterilmesinden başka işe yaramayan istihdam projeleri.

İşsiz kişi için "son bir aydık iş aramıyorsa işsiz sayılmazsın" tarzı işsizlik hesabı, bu yanlı hesap modeline rağmen yüksek işsizlik ve yüksek genç işsizlik oranın olması.

1G-3. dönemde üst üste büyümenin negatif oluşu ile artık yıllık bazda kesinleşen durgunluk yani resesyon, aynı anda yaşanan yüksek enflasyon, dengelenen ekonominin değil duran ekonominin işareti. 

4 Eylül'de açıklanan GSYH ise 691 Milyar dolara düşmüş görünüyor. ya G20'nin 20.ekonomisiyiz ya da değil, bilmiyorum artık.

1H- Satılamayan 1 milyon konut ile (tanesi 300 bin liradan, 300 milyar TL yani 65 Milyar dolar topraga gömülü duran) çökmüş inşaat sektörü.

1I-Tekrar hatırlatayım, sürdürülebilir olmayan likidite yönetimi, sürdürülebilir olmayan borç yönetimi ekonomik verimsizliği işaret ediyor. 

İflasın işaretlerini sayarken bilerek rakam az kullanmaya çalıştım, gerek de yok herkes aslında kendi yaşadığı şehirden bu bilginin sahibi, hepimiz bilinç altımızda durumun iyiye gitmediğini biliyoruz. 

 
"Önce VATAN" Otobüsü var, BİNERMİSİNİZ?
Bugün içinde bulunduğumuz ve hissettiğimiz bu durumu artık tarif edebiliriz;

2-Sürdürülebilirlik ve verimlilik ilkeleri dikkate alınmadan yapılacak ticari faaliyetler, projeler ve ekonomi ile ilgili kararlar kaynakların (sermayenin) boşa harcanmasına neden oluyor.

Bu maceranın ve bu anlayışın inatla sürdürülmesi, hiçbir gerçekçi önlem alınmaması ise büyük bir İSRAF demek, İSRAFIN sonucu ise ekonominin veya yapılan proje ne ise onun  ÇÖKÜŞÜ demek.

Çöküşü yukarıda tarif ettim; rasyonel olmayan davranışın, becerisizliğin, hesapsızlığın ve aşırı borçlanmanın, gelir-gider dengesizliğiniz sonucu oluşan kötü durum.

KÖİ projelerinde de iflaslar var ama ben burada saymayacağım.

Bu sıkıntılı süreç sonucunda vatandaş ve firmalar açısından çöküşün yaygınlaşması KONKORDATO-İFLAS veya Devlet açısından, MORATORYUM (Borçlarımı ödemiyorum) ilanı anlamına gelecek.

İflastan kurtulmak için doğru vizyonu oluşturmak ile başlamak lazım;

3-Doğru Vizyon; Bilimsel, hukuksal davranış ve hesap yapabilme kabiliyeti, verimlilik, tasarruf ve sürdürülebilirlik ilkeleri dikkate alınmaya başlaması ile önce EKONOMİK BÜYÜME ve takip eden süreç de ise KALKINMANIN gerçekleşmesi.

Siyasi popülizmden uzak işin liyakat derecesine uygun kişilere görev verilmesi ideal olandır.

Bu yol GELİR DAĞILIMININ düzelmeye başlaması ve nihayet REFAH toplumuna, yani REFAH EKONOMİSİNE ulaşılması ile sonuçlanır.

Bu iyi durum birdenbire olmaz, uzun bir süreç ama bu sürece girmek, çalışmaya ve mücadele etmeye başlamak bile FAİZİ hemen düşürür, TL’nin değer kaybını yavaşça durdurur. 

Ekonominin tekrar çalışır hale gelmesi, ekonomiyi dengeye ulaştırma çabası, yanında etkin borç yönetimi yapılması durumunda ve nihayet enflasyon bundan pozitif etkilenir ve düşer.


Sosyal ve Psikolojik İflas (sosyolojik iflas); 


4-Bu aşamada sosyal problemlere dikkatinizi çekmek isterim. Yukarıda saydığımız MADDİ VE PARASAL İFLAS öncesinde Devlet SOSYAL DEVLET olma özelliğini yavaş yavaş kaybetmeye başlayacaktır.

Devlet, Muhtaç Bireylere; Çocuklara, Kadınlara ve Yaşlılara bakamaz veya yeterince hizmet götüremez olur.

Bu durum toplumda sosyal yaralara ve ülke geleceğine olan inanç kaybına yol açar, eğitim kalitesinin de düşmesi, adalet duygusunun kaybolması bu dönemin kaçınılmaz sonucudur.

Sosyal devlet olma özelliğini kaybetmenin faturası toplumun vicdani ve ahlaki çöküntüye uğraması ve suç oranında patlama ile de sonuçlanır.

İşte bugünlerde karşımıza çıkan din istismarı, çocuk istismarı ve şiddet, kadına şiddet, mafyanın veya benzeri yapıların ortaya çıkışı, kanun dışı işler ve suçlarda artış, bozulma ve çöküşün işaretleridir. 

Adalet duygusunun bu zedelenmiş hali herkesin kendi adaletini aramak gibi toplumu kargaşaya sürükleme riski de taşır.

Hayat pahalılığı, düşük ücretli işler de çalışma, sürekli daha kötü hale gelen gelir dağılımı bozukluğu bir noktadan sonra toplumsal huzuru tehdit etmeye başlar.
Tüm bu gerginlik halinde bir de üzerine tuz-biber olarak ekleyen 5,5 Milyon Suriyeli geçici sığınmacının yarattığı kayıt dışı ekonomi, düşük ücrete razı olma ve yasadışı yaşam tarzı ayrıca ideolojik olarak bir başka kültürün empoze ediliyor olması, toplumsal gerginliği daha da artırmaktadır.

Yukarıda yazdığım "2 ve 4 nolu maddelerde ifade edilen" konuların belirli bir aşamasını tamamladığımızı üzülerek görüyorum.

Bir (1) numaralı madde ise çoktan gerçekleşmiş olan ekonomik bozulmalardır.

Sonuç; 


Artık bir SİSTEM PROBLEMİ yaşıyoruz, bu durumu görmenizi rica ediyorum.

EKONOMİ POLİTİKASINI tam ve hep birlikte düzeltmeden bu sistem problemlerini düzeltmek mümkün olmayacak.

Siyasetin partilerin içinde yapılış biçimi, partilerin halkın problemlerine yaklaşım biçimi ve dahi ekonomi ile ilgili problemlere yaklaşma biçimi problem çözücü değil, sadece popülist.

Hele hele, ekonomik krizden gerçekten çıkış arzu ediliyorsa,

Bu durum,
-Parti değiştirerek,
-İktidar-hükümet değiştirerek veya yeni yeni koalisyonlar yaparak,
-Bakan değiştirerek veya seçim ile yeni Milletvekilleri seçerek,
-Kamu da Genel Müdür ve Yönetim Kurulu Üyelerini değiştirerek ve/veya
-Kurtarıcı Dervişler veya kurtarıcı Babacanlara parti kurdurularak olmayacak. 

Bu boyutta  PROBLEMLER bu basit ve denenmiş yönetmeler ile çözülmez.

Problemler çözülmüş olsaydı şimdi ekonomi bu hale gelmez ve bu şekilde resesyona göz göre göre girmezdi.

Uzak duralım artık rica ediyorum "BİT PAZARINA NUR YAĞDIRMAYIN", lütfen ama lütfen ama kurtarıcı bir tane tek adı "Mustafa Kemal Atatürk" di, başka yok olmayacak aramayın.

Sorun sistem problemi derlen ideolojik olarak hiçbir SİYASİ tartışmanın veya PARTİ söyleminin içinde kalmadan ifade ederim ki (sadece VATANSEVER lik adına ifademi kullanıyorum) bir an önce "ideolojik-siyasi ve etkisiz tartışmaları bırakıp ekonomik kan kaybını durdurmamız lazım"



Çözüm ve İflastan Çıkışın Görünen Yollarından Birisi, 


Ben DÜZENLEME diyeceğim, siz onu "Yapısal Reform", "Reform", "Devrim", "Yenilik", "Geliştirme", "Yeniden Geliştirme-İnovasyon", "Değişiklik" ne isterseniz adlandırabilirsiniz.


A-Kamu için,

A1-Para Piyasası Düzenlemeleri
A2-Maliye, Bütçe ve Vergi Düzenlemeleri
A3-Hazine, Borçlanma ve Nakit Yönetimi Düzenlemeleri
A4-Varlık Fonu’nun tasfiye edilmesi ve tüm kurumların bütçeye geri dönmesi.
A5-Kalkınma Modelinin yeniden kurgulanması ve kalkınma stratejilerinin-orta vadeli planların gerçekçi ve stratejik olarak yeniden belirlenmesi ve siyasi manevralardan arındırılması.
A5-Sistemi Oluşturan Kurum (BDDK, SPK, TÜİK, SAYIŞTAY, TCMB, BİST, Odalar, Borsalar, Sendikalar), Oluşumlar, Vakıf ve Dernekler üzerinde yeniden yapılacak düzenlemeler.

Vakıf ve derneklerin üyelikleri dahil bağış sisteminin kayıt içine alınarak değiştirilmesi gerekiyor. (Boşluklar ve yasal açıkların kapatılması ile kayıt dışılıkla mücadele gerekiyor bu şekilde paralı ilişkiler kontrol altına girecektir)

B-Özel Sektör için,

B1-Finans Sektörü Denetim ve Düzenlemeleri
B2-Sanayi ve Teknoloji Üretimi ile
B3-İmalat Sanayii ve KOBİ Düzenlemeleri ve ithalat bağımlı üretimden kurtulma projeleri,
B4-Tarım Üretimi ve Tarım Ekonomisi Modelinin Değiştirilmesi (Milli tarım, tohum, ilaç ve gübre programına, toprak ve su reformuna ihtiyaç var)
B5-Kredi ve Vergi Afları yeniden ele alınmalı ve bu konu kapsamında oluşan diğer denetim, değerleme ve derecelendirme ile uluslararası muhasebe düzenlemeleri de hızla yapılmalı.
B6-Kamuda aşırı borçlanmanın ve borç taahhüt altına girilmenin neticesi ortaya çıkan HORMONLU SERMAYE GRUPLARI ile oturup hukuki çerçevede pazarlık yapılması ve  ideoloji, siyaset, din ve/veya parti adına değil, HALK veya VATANDAŞ adına tüm projelerin yeniden VERİMLİLİK hesaplarının yapılması gerekir. (KÖİ Projeleri şeffaf ve denetlenebilir olmalı)

Bu KÖİ projelerinin anlaşmaları-sözleşmeleri TÜRKİYE CUHMURİYETİNİN GELECEĞİ, ORTAK GELECEĞİMİZ adına yeniden düzenlenmesi gerekir, yoksa önümüzdeki 20-30 yıl ülkenin iki yakası bir araya gelemez, borç bataklığında yüzen bir ülke de hiç birimizin hayali olamaz.

Bu iflastan önce son uyarı çıkışıydı (köprüden önce son çıkış gibi)

Kalın sağlıcakla, 

Ekonomi yönetimini bir havuz problemi olarak ele almayı tercih ederim; 

-Havuzun gidenlerini tıkamayı ve havuzu yeniden doldurmayı, 
-Tencereyi yeniden kaynatmayı,
-Öncelikli olarak gençlere sonra vatandaşa tekrar iş ve aş bulmayı,
-Ortaya çıkan değeri, varlığı, bulunan keşfedilen ülkenin tüm zenginliklerini hak ça paylaşmayı,
-Akşam eve tekrar mutlu ve gelecekten umutlu dönen insanların ülkesini özledim ben.

-Yurtdışında kendisine ve ailesine gelecek aramaya giden 300 bin eğitimli vatandaşı tekrar ülkeye geri döndürmeyi, 
-Umudu, güzel günleri yeniden ortaya çıkarmayı hayal ettim, 
-Düşündüm, 
-Ben galiba bunun için yaşıyorum da o bakımdan.

Sivas Kongresinin 100. yılında ekonomistlerden oluşan "Ekonomik Kurtuluş Kongresi" öneriyorum.
"Varlığım TÜRK varlığına armağan olsun", 
"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE".


"Sen sana mukayyet ol" (Malatya dilinde), 
Zor zaman bugünler kendinize İYİ bakın,  


Erman Dinçel
Ekonomist ve Eğitimci
2 Eylül 2019, İstanbul

(4 Eylül 2019'da yayımlanmıştır)